Haber346

Milli Mücadele Dönemi’nde Kahraman Türk Kadınları

Devletimizin ve yüce Türk milletinin kurtuluş mücadelesi verdiği Milli Mücadele zamanında kahraman Türk milleti, üstüne düşen her türlü vazifeyi başarıyla yerine getirmiştir. İstek ve inancın bunun neticesinde zaferin zirvesi bu halkın emekleri ile gerçekleşmiştir. Bu makaleyi cennet mekan Nene Hatun’un vefat (22.05.1955) yıl dönümünde kahraman Türk kadınlarının aziz hatıralarına ithaf ediyorum. Allah hepsini rahmetiyle muhafaza […]

Milli Mücadele Dönemi’nde Kahraman Türk Kadınları
23 Mayıs 2019 - 20:32 'de eklendi.

Devletimizin ve yüce Türk milletinin kurtuluş mücadelesi verdiği Milli Mücadele zamanında kahraman Türk milleti, üstüne düşen her türlü vazifeyi başarıyla yerine getirmiştir. İstek ve inancın bunun neticesinde zaferin zirvesi bu halkın emekleri ile gerçekleşmiştir. Bu makaleyi cennet mekan Nene Hatun’un vefat (22.05.1955) yıl dönümünde kahraman Türk kadınlarının aziz hatıralarına ithaf ediyorum. Allah hepsini rahmetiyle muhafaza etsin. Minnettarız.

1-) Kahraman Türk Kadınlarının Milli Mücadeleye Resmi Yollar ve Propagandalar İle Katkıları

        “Dünyanın hiç bir yerinde hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının fevkinde kadın mesâisi zikretmek imkânı yoktur ve dünyada hiç bir milletin kadını ‘Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım. Milletimi halâsa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret ettim’’ diyemez… Belki erkeklerimiz memleketi istilâ eden düşmana karşı süngüleriyle düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında isbât-ı vücut ettiler. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun hayat menbalarını kadınlarımız işletmiştir… Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, mahsulâtı pazara götürerek paraya kaideden, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla, yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin harp malzemesini taşıyan hep onlar, hep o ulvî, o fedakâr, o ilâhî Anadolu kadınları olmuştur. Binaenaleyh hepimiz bu büyük ruhlu ve duygulu kadınlarımızı şükran ve minnetle ebediyen taziz ve takdis edelim.”

İşte Mustafa Kemal Atatürk vazifeşinas  Anadolu Türk kadınını böyle açıklamıştır. 19 Mayıs 1919 Milli Mücadele’nin başlangıç tarihi olarak kabul edilmiştir. Atatürk, Milli Mücadele’nin ilk eylemini Samsun’a gitmekle gerçekleştirmiş ve ‘Milli hakimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak düşüncesiyle hareket etmiştir. Bu kutlu hareketin parolası ise ‘Ya istiklal, ya ölüm’dür. Gazi’nin gittiği Samsun, Amasya, Erzurum ve Sivas şehirlerinde oluşturulmuş olduğu genelge ve kongre toplantıları sonucunda Milli Birlik ilkesi ekseriyetle kabul görüş olmuş ve bütün vatan severler topyekun kadınlı erkekli bu mücadeleye canıyla, malıyla, maddi ve manevi destek vermişlerdir.

 Şüphesiz Türk Tarihi’nde nice isimsiz kahramanlar vardır ki ettikleri yardımların, verdikleri canların ve dünya hayatında nelerden vazgeçip de kendini mücadeleye adayanların haddi hesabı yoktur. Umumi Türk Tarihi’nin şeref taşan bir dönemi olan Milli Mücadele döneminde, ismi bazı kaynaklarda geçen, bu mücadeleye destek olan ve canını veren annelerimizden, ablalarımızdan yani şerefli Türk Kadınlarından bahsedeceğim.

 Kahraman Türk kadınları milli mücadele boyunca her alanda desteklerini göstermişlerdir. Milli ruh için propagandalar- mitingler yapmışlar, cephelerde savaşmışlar, askerlerin ihtiyaçlarına koşmuşlar ve daha nice yardımlar etmişlerdir. Türk kadınlarının Milli Mücadele’ye ilk desteği, Sivas Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’ni kurmakla olmuştur. Türk kadınlarının milli mücadeleye en kararlılıkla katılışını gösteren bu olay Sivas merkezli kurulmuştur. Avrupalı bazı yazarlar o buhranlı çağlarda Türk kadınının sivil toplum örgütü kurabileceklerine akıl erdirememişlerdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Sivas’ta bulunduğu sırada kurulmuş olan bu kadın cemiyeti milli mücadele döneminde kurulmuş tek resmi kadın cemiyetidir.

 Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek Reşit Hanım önderliğinde Sivaslı kadınlarca kurulmuştur. (08.11.1919) İradeyi Milliye Gazetesi 15 numaralı sayısında bu kuruluşu kamu oyuna ilan etmiştir. Gazete haberinde şöyle yazmaktadır: ‘‘Sivas hanımları geçen Cuma günü, Numune Mektebi’nde toplanarak memleketin bütünlüğü ve istiklalini müdafaa uğrunda bütün Anadolu’nun birliği için çalışmak üzere bir cemiyet kurmuşlardır.’’ Atatürk cemiyetin kuruluşunu öğrenince: ‘‘ Maksat vatanı müdafaadır. Bu teşebbüsün birinciliği şerefini kazanmış olmaları nedeniyle  Sivaslı hanımefendileri tebrik ediyorum.’’ diyerek bir telgraf göndermiştir. Daha sonra bu cemiyetin tam 14 merkezde şubesi açılmıştır. (Kangal, Viranşehir, Eskişehir, Kayseri, Amasya, Kastamonu, Erzincan, Konya, Yozgat, Pınarhisar, Burdur, Aydın, Bolu, Niğde).

 Bu cemiyetlerin başlıca eylem amacı ise milli mücadele boyunca yabancı devlet başkanı ve başkan eşlerine telgraflar çekmişler, göçmenlere yardım etmişler, asker toplamışlar, askerlerin yemekleri ile ilgilenmişler, onların kıyafetlerini dikmişler ve daha nice hizmetler etmişlerdir. Cemiyet aynı zamanda İstanbul’da milli mücadele karşıtı gazetelere telgraflar da çekmişlerdir. Bunlar özetle şöyledir: ‘‘İstanbul gazetelerinin istiklal mücadelesine destek vermediklerinden yakınıyorlar,  eğer ki bu kara propaganda devam ederse gazetelerini şehirlerine sokmayacaklarını, okumayacaklarını ve onları boykot edeceklerini söylüyorlardı.’’

Bu cemiyetlerin yanında milli istiklal maksatlı  birkaç kadın cemiyeti daha kurulmuştur. Bunlardan birisi Müdafaa-i Hukuk Kadınlar Şubesi’dir. Kastamonu merkezli olup, kuruluş tarihi 10 Aralık 1919’dur. Kurucu başkan ise Mevlevi Şeyhi Amil Çelebi’nin eşi Zekiye Hanım’dır. Bu cemiyet mahalle mahalle dolaşıp milli davanın önemini mevlitlerde, mitinglerde, kadın toplantılarında, çeşitli konferanslarda anlatmışlardır. Çeşitli yardımlar toplamışlar, bu yardımları da cephelere ulaştırmışlardır. Ayrıca şehit ailelerine de yardımlar yapmışlar, şehit çocuklarına da sünnet törenleri tertip etmişlerdir.

Vatanın bütünlüğünü ve geleceğini tehlikeye atan her olaya tepkiler koymuşlardır. Bu tepkilerden bazıları Osmanlı Hükümeti’ne çektikleri telgraflar ve belki de en önemlisi olan, milli mücadele ateşinin son derece yanmakta olduğunu gösteren,  Lloyd George’un 15 Ocak 1920  tarihli Boğazlar hakkında söylediklerine tepki telgraflarıdır. Müdafaa-i Hukuk Kadınlar Şubesi’nin çektiği telgraf ise şöyledir: ‘‘ Türk Milleti’nin kadınlı erkekli savaşlarda can vermeyi asla düşünmeyeceğini, eğer silah ve cephanemizin bulunmadığına ümit bağlanıyorsa düşmanları tırnaklarımızla boğacağımızı ve gerekirse toprağın üstünde şerefsiz yatmaktansa, toprağın altında kahramanca yatmayı tercih edeceğimizi bildiririz.’ İşte bu telgraf kahraman Türk kadınının dik duruşunu, vatan sevgisini ve millet aşkını göstermektedir. Cemiyet kuruluşlarının yanında Türk kadınları çeşitli mitingler düzenleyerek halkı milli mücadeleye desteğe çağırmış ve milli ruhu uyandırmaya uğraşmışlardır.

Türk topraklarına haince saldırılara başlandığı bu dönemlerde, yurdun kurtarılması, memleketin ve cümle vatanın bağımsız kalması için İstanbul’da ilk miting 19 Mart 1919’da tek kız üniversitesi olan İnas Darülfünunu öğrencileriyle, Asri Kadınlar Cemiyeti üyeleri tarafından düzenledi ve işgal kuvvetleri protesto edildi. 14-15 Mayıs 1919’da İzmir’in Maşatlık semtinde de bu çalışmalar yapıldı. 19 Mayıs 1919’da İstanbul / Fatih’te kadınlar ilk defa bu çapta büyük bir miting yaptılar. Bu mitingin öncüsü Halide Edip Adıvar’dı. 1. TBMM Hükümeti’nde sağlık bakanı olan Adnan Adıvar’ın eşidir ve  Halide Onbaşı olarak da bilinir. Kendisi milli mücadele için çalışmış ama bir yandan da ABD mandacılığını sahiplenmişti. Milli mücadele yanlısı aydınlardan bazıları Amerika ile iş birliği içinde olmayı uygun görüyordu. Halide Edip işte bu aydın çevrenin içindendir. Mandacılığı ve Amerikan Mandası hakkındaki tezi bizim anlayışımıza tezat görüş olduğu için yalnızca milli mücadeleye verdiği desteklerden bahsedeceğim.

15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafınca işgalinden sonra Halide Edip’in en önemli işi milli mücadele olmuştur. İyi bir konuşmacı olan kendisi, 19 Mayıs 1919 günü Asri Kadınlar Cemiyeti’nin düzenlemiş olduğu İstanbul / Fatih Mitingi’nde ilk konuşmacı oldu. Söyledikleri insanların hafızalarında derin izler bıraktı. 20 Mayıs 1919 Üsküdar Mitingi, 22 Mayıs 1919 Kadıköy mitingi bir birini izledi ve kahraman haline geldiği Sultanahmet Mitingi’ni gerçekleştirdi. 24 Mayıs 1919’da ise  Mustafa Kemal Atatürk ve Halide Hanım’ın eşi Adnan Adıvar ile içinde kendisinin olduğu altı kişiye İngilizlerin desteğiyle İstanbul Hükümeti tarafından idam kararı çıkarıldı. Bu kararın akabinde eşi ile birlikte Ankara’ya geçtiler. Burada Atatürk’ün de izni ile Anadolu Ajansını kurdu ve milli mücadeleye bu yolla destek verdi. Kendisinin sanatçı kişiliği de gayet iyi olup, milli mücadeleyi halka tanıtan önemli edebi eserler vermiştir. Sakarya savaşından sonra Onbaşı oldu. Savaş sonrası çeşitli partilerde görevler yaptı. Bu görevler esnasında yurt dışı ve Amerika gezilerini gerçekleştirdi.

Halide Edip Adıvar, 9 Ocak 1964  yılında İstanbul’da seksen yaşında iken yaşamını yitirdi. ( Amerikan Mandası Tezi, özellikle Sivas Kongresi’nde büyük çaplı tartışmalara yol açmıştır. Savaş sonrası Milli Mücadele hakkındaki bir röportajı esnasında: ‘‘ Mustafa Kemal Paşa haklıymış !’’ demiştir. )

Yazılarıyla milli mücadeleye destek veren bir diğer Türk kadını ise Müfide Ferit’tir. Çoğunlukla Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde yazmıştır. Bu yazıları arasında ‘‘Türk Askeri’’ başlıklı bir yazısı vardır ki, şahsen ben her okuduğumda Türk Askeri’nin manevi fütuhatını iliklerime kadar hissetmekteyim. Yazı 1.Cihan Harbi’nden bahsettikten sonra şöyle devam etmektedir: “Yalnız sen ey mübarek, ey asil asker, yalnız sen aslan başını kaldırdın. Günler karadıkça sen parladın. Yalnız sen bey alnını onlara gösterdin. Ve bir ilahi istiklal heykeli gibi, elinden mekanizması çalınmış tüfeğin, vatan kapısına koştun, buraya girilmez dedin. Dünya sana karşı idi, fakat sen şecaatinle, ulüvv-i cenabınla, hakkınla dünyadan kavi oldun. Yaşa Türk Askeri !”

2-) Kahraman Türk Kadınlarının Milli Mücadele sırasında Cephelerde Savaşanları.

Şimdi ise gerek cephede savaşan , gerekse cephe gerisinde mermi yapıp taşırken, yaralılarla ilgilenirken, bütün milli benlikleriyle mücadeleye destek olan kahraman Türk kadınlarına bakalım. Kendilerini alfabetik sıraya göre sıraladım.

1-)Bedriye Tahir Gökmen

            Bedriye Hanım, ilk Türk kadın pilotumuzdur. Kendisi, Gökmen Bacı lakabıyla bilinirdi. 1932 senesinde Vecihi Uçuş okulunda havacılık eğitimi almıştır. 1933 senesine gelindiğinde ise bröve (yeterlilik belgesi) verilmiştir. Gökmen lakabını kendisine Abdurrahman Türkkuşu takmıştır. 1934 yılı soyadı kanunu neticesinde ise Gökmen soyadını almıştır.

            Hiçbir başarının cezasız kalmadığı ülkemizde Bedriye Hanım, havacılık uğraşları ve merakı sebebiyle çok tepki almış, engellenmiştir. Daha sonra uyarıların akabinde maaşına kesintiler yapılmış, en son olarak da işinden atılmıştır.

            1934 yılında Vecihi Okulu’nun kapanmasından sonra tamamen havacılıktan uzaklaşan Bedriye Tahir Gökmen ilk (işinden atılan!) Türk kadın pilot olarak tarihe geçmiştir.

2-) Binbaşı Ayşe                                                                                                                                                                                                                      

Binbaşı Ayşe Hanım Selaniklidir. Kafkas Cephesi’nde şehit olan kocasının intikamını almaya yemin etmiştir. 15 Mayıs 1919’da İzmir Yunanlılarca işgal edilince silahıyla birlikte ilk karşı koyma hareketinde bulunmuştur. Daha sonra Aydın’a geçmiş, kendi çetesini kurmuştur. Topladığı çete üyeleriyle Köpekçi Nuri Çetesi’ne dahil olmuşlardır. Aydın muharebesinden sonra Koçarlı’ya çekilmişlerdir. Binbaşı Ayşe kendi maceralarını şöyle            anlatmaktadır:


         “ …Büyük harpte Kafkas Cephesi’nde yaralanarak ölen kocamın ve tüm vatan evlatlarının intikamını almaya and içmiştim. Allah, bu fırsatı 15 Mayıs 1335-(1919)’da bana verdi. İzmir’i Yunanlılar işgal ettiği sırada ilk mukâvemetimiz sona erip şehre Yunanlılar hâkim olunca Aydın’a gittim. Orada faaliyete geçerek bir Kuva-yı Milliye birliği teşkil edip, bilâhare Nuri Çetesi’ne katıldım. Aydın muharebelerini yaptıktan sonra Koçarlı’ya çekildik. Bu sûretle, bilfiil atıldığım İstiklal Mücadelesi’ne başından sonuna kadar iştirak ettim. İlk defa Sakarya’da sol kasığımdan piyâde mermisi ile yaralandım. Seyyar hastanede tedaviden sonra tekrar müfrezeme iltihak ettim. Büyük Taarruz’da Mürsel Paşa Fırkası’na iltihak ettik. Ve Ahır Dağları’ndan düşman gerilerine akmağa memur edildik. İzmir’e ilk giden birlikler arasında ben      de        vardım. Ancak bu arada atılan bir misketle sol bacağım kırıldı.” 

 Binbaşı Ayşe, eşinden kalan bazı değerli eşyaları satarak askeri malzemeler almıştır  ve rütbesi yükselmiştir.

3-) Bitlis Defterdarının Hanımı :

Asıl adı bilinmemektedir. Kahramanmaraş’ta düşmana karşı yapılan savaşta büyük yararlılıklar göstermiştir. Kendisi Kayabaşı Mahallesi’nde sekiz düşmanı öldürdükten sonra erkek elbisesi giyerek bölgedeki milis kuvvetlerine katılır.

4-) Çete Emir Ayşe :

Yunan askerinin Aydın’a doğru geldiğini duyan Ayşe ve arkadaşları Menderes ırmağının diğer tarafına geçmeye çalışmışlar fakat arkadaşlarının kayıktan düşmesi sonunca hepsi orada can vermiştir. Ayşe anamız bu olay neticesinde geri dönmüştür. Ölen kocasından tek hatıra olan elmas küpeleri satıp bir tüfek almış ve dağa çıkmıştır. Dağda Yörük Ali Efe’nin çetesine katılmıştır. Aydın’ın işgalden kurtulma tarihi yani 7 Eylül’e kadar Yunanlılar ile savaşmıştır. Daha sonra memleketi İmamköy’e gitmiştir. Kendisine Atatürk tarafından İstiklal Madalyası takılmıştır. Daha sonra bir röportaj esnasında varım yoğum bu madalya diyerek minnet duygusunu yinelemiştir.

5-) Domaniçli Habibe

Kurtuluş savaşı sırasında iken  belki cahil belki de meczup olan oğlunun düşmana yol gösterdiğini öğrenip  İnegöl’e inmiş, oğlunu tek kurşunla yere sermiş ve arkasına dönüp bakmadan geri mücadele için dağlara çıkmıştır.

6-) Fatma Seher

Kara Fatma olarak da bilinir, Erzurumludur. Merhum bir Binbaşının eşidir. Milli mücadelede, İzmit’te oğlu ile birlikte görev yapmış, düşmanla çarpışmıştır. 1. Cihan Harbi’nde Edirne’de , Yanıkkışla’da savaşmıştır. Ayrıca Adana, Dinar, Afyon, Sarıköy, Nazilli ve Tire’de asker olarak görev yapmış, bu görevleri resmi evraklarca ispatlanmıştır. Bir çarpışma esnasında ise göğsünden yaralanmıştır.

7-) Gördesli Makbule Hanım :

            Eşi Ali Efe ile birlikte milli mücadeleye katılmıştır. 17 Mart 1922’de Akhisar-Sungurlu hududu üzerinde bulunan Koca Yayla’da en ön safta düşmanla savaşırken başından aldığı bir kurşunla şehit olmuştur.

8- ) Hafız Selman İzbeli

Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kadınlar Kolu kurucularındandır. Milli mücadelede Kastamonulu kadınları toplamış, askerler için yünlü kıyafetler diktirmiştir ve bu malzemeleri cepheye göndermiştir.

9-) Halime Çavuş

Anne ve babasının karşı çıkmasına rağmen inandığı dava uğruna saçlarını kazıtıp erkek kılığına girmiş ve milli mücadeleye katılmıştır. Uzun yıllarca Halime Çavuş olarak bilinmiştir. Kendisi özellikle mühimmat taşımada görevlendirilmiştir. Bir çarpışma sırasında ayağı sakat kalmıştır. İnebolu’dan savaş alanına cephane taşırken Atatürk’e rastladı. Ama Halime Çavuş Atatürk’ü tanımıyordu. Gazi : ‘‘ Sen üşüyor musun ?’’ diye sordu. Halime Çavuş ise: ‘‘ Bey, yüz bin kişi kurtulacak, ben ölsem ne olacak ?’’ dedi. Paşa bu sözü üzerine Halime Çavuş’un hüviyetini istedi ve ‘‘ sen kız mısın?’’ dedi. Halime Çavuş ise ‘‘evet’’ cevabını verdi. Savaş bittiği zaman Mustafa Kemal Paşa tarafından Ankara’ya çağrıldı ve kendisine hediyeler verildikten sonra tekrar evine yolcu edildi. Yetmiş beş yaşında ise Halime Çavuş vefat etti.

10-) İzmirli Ayşe Hanım

Yunan askerlerinin İzmir’e girmesiyle İstiklal saflarında yerini alan İzmirli Ayşe Hanım, İzmir’in Yunanlıların eline geçmesiyle Aydın’a gider. Aydın’da büyük oğlunu şehit verir. Bu çok hüzünlü durum Ayşe Hanım’ı yıldıramaz. Daha sonra Sakarya Meydan Muharebesine katılır. Bu muharebe esnasından yara alıp tedavisi bitince birliğine geri döner.

11-) Kılavuz Hatice

Adana’da 8 Mayıs 1920’de Türk askerleri Pozantı’da taarruza başlamıştır. Kılavuz Hatice bu esnada ilginç bir durumla karşılaşarak Fransızlara kılavuzluk etmiştir. Kendisi, bu Fransızları kandırmış ve yanlış yol göstermiştir. Fransız askerlerini Karboğazı’na kadar sokmuştur. Burada sıkışan Fransızlar Türk askerlerine esir düşmüşlerdir. Kılavuz Hatice’nin bu cesaretli ve zeki hareketi büyük ölçüde tehlikeyi önlemiştir.

12-)  Nazife Kadın

Çanakkale/Bigadiç civarını Yunan orduları 9 Mart 1922’de kuşatmıştır. Yunan ordusu komutanı orada Nazife Kadın’a rastlamış ve bilgi istemiştir. Bunun üzerine Nazife Kadın bilmediğini, bilse de söylemeyeceğini ifade etmiştir. Daha sonra Yunan askerleri Nazife Kadın’ı fırına atıp yakarak şehit etmişlerdir.

13-) Nene Hatun :

Nene Hatun, 1857 senesinde Erzurum’un Pasinler ilçesine bağlı Çepeler Köyü’nde dünyaya gelmiştir. 1887’de 8-9 Kasım gecesi, Ermeni çeteleri Erzurum’un Aziziye Tabyası’na Türk askeri uykuda iken saldırmış, çoğunluğu kılıçtan geçirmiştir. Ermenilerin arkasından gelen Rus birlikleri hiçbir zorluk çekmeden Tabya’yı ele geçirmiştir. Aziziye Tabyası’ndan yaralı olarak kurtulmayı başaran bir asker Erzurum’a gelerek ‘‘Moskof Tabya’yı ele geçirdi!’’ demiş, bunu duyan Erzurum halkı da silahı olan silahıyla olmayan ise balta, orak, kürek,kazma gibi malzemelerle Rusların üzerine hücum etmişlerdir.

            Nene Hatun’da cepheye koşanlar arasındadır. Ağabeyi bir gün önce cepheden yaralı gelmiş, Nene Hatun’un kollarında şehadet şerbetini içmişti. Nene Hatun daha sonra Çanakkale’de şehit olacak olan üç aylık bebeğinin karnını doyurdu ve ona şöyle söyledi:

‘‘ Seni bana Allah verdi. Ben de seni ona emanet ediyorum.’’ Sonra bebeğini kundağına sardı. Akabinde şehit olan ağabeyinin tüfeğini alıp Tabya’ya koştu. Tabya’da zorlu bir savaş başlamıştı. Sopalı, tırpanlı, baltalı Türk milleti 2300’e yakın Rus askerini öldürdü. Türk saflarında ise kayıp sayısı 1000 kişi civarındaydı ve Türkler Tabya’yı geri almıştı. Nene Hatun o günü şöyle anlatıyor : “Ağabeyim Hasan cepheden ağır yaralı olarak bir gece önce eve gelmişti. Bir yandan ona bakarken, bir yandan da 3 aylık çocuğumu emziriyordum. Kardeşim o gece kollarımın arasında öldü. Sabaha karşı minarelerden ‘Moskof Aziziye’ye girdi’ diye haykırışlar başlayınca, kardeşimin alnını öpüp, ‘Seni öldüreni öldüreceğim’ diye and içtim. Yavrumu Allah’a emanet ettikten sonra, ağabeyimin tüfeğini ve satırımı alıp dışarı fırladım. Sel gibi Aziziye’ye akıyorduk. Tabyanın mazgallarından düşman ölüm yağdırıyordu. Düşmanda iyi silah vardı, bizde de iman. İleri atıldım. Dadaşlar arasına karıştım. Satırım durmadan kalkıp iniyordu.”

            Nene Hatun hem Erzurum’da hem de Türkiye Cumhuriyeti’nde destanlaşmıştır. Bu sebepten olsa gerek hakkında fazlaca kahramanlık söylentileri vardır. Bahçe makasıyla on yedi Ermeni askerini öldürdüğü söylenir. 98 yaşında hayata gözlerini yuman Nene Hatun vefat etmeden önce 1955 yılı anneler gününde ilk ve tek olarak ‘Yılın Annesi’ seçilmiştir. III. Ordu’nun da nenesi olarak bilinir.

14-) Nezahet Onbaşı

Asıl adı Nezahet Baysel’dir. Annesini küçük yaşta kaybetmiş, babası 70. Alay Komutanı Hafız Halid Bey’dir. Babasıyla birlikte daha sekiz yaşındayken Çanakkale Savaşı’na katılmıştır. O zamanlardan at binmeyi ve silah kullanmayı öğrenmiş ve on iki yaşında Onbaşı rütbesini almıştır. Babasıyla birlikte cepheden cepheye koşmuş, çeşitli çatışmalardan yüzün üzerinden düşman askeri öldürmüştür. Küçük yaşından itibaren Türk askerlerine örnek teşkil etmiştir. Gediz Muharebeleri sırasında kaçan askerlerin önüne çıkmış: ‘‘ Durun ! Nereye gidiyorsunuz? ’’ diyerek askerlere mükemmel bir cesaret aşılamıştır. 78 yaşında TBMM’nin Şükran Belgesi ödülüne layık görülmüştür.

70. Alay’dan şehit bir erin annesine yazdığı mektupta şu cümle geçmektedir: ‘‘ Biz Mehmetçik Nezahet’e Türklerin Jean Darc’ı diyoruz…”

15-) Sabiha Gökçen

            İlk kadın savaş pilotumuz olup, 1913 yılında Bursa’da doğan Sabiha Gökçen’in, anne ve babasını kaybetmesinin ardından 1925 yılında Bursa’ya gelen Atatürk tarafından evlatlık edinilmiştir. Çankaya ilk okulunda ve İstanbul Kız Koleji’nde eğitim gören Sabiha Hanım, 1935’te Türk Hava Kurumu’nun Türk Kuşu Sivil Havacılık okuluna girmiştir. Ankara’da yüksek planörcülük brövelerini almıştır. Daha sonra yedi erkek öğrenci ile birlikte Kırım’a giderek havacılık eğitimlerini arttırmıştır.

            1934’de Gökçen soyadını kendisine bizzat Atatürk vermiştir.

            1936’da Eskişehir’de Askeri Hava Harp Okulu’na girmiş ve aldığı eğitimle birlikte askeri pilot olmuştur. Eskişehir’de 1. Tayyare Alayı’nda bir süre staj  yapıp avcı ve bombardıman uçaklarıyla uçmuştur.

            1937 yılında Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın da katıldığı bir törenle kendisine Türk Hava Kurumu Murassa (İftihar) Madalyası verildi. 30 Ağustos 1937’de askeri uçuş brövesi aldı.

            Gökçen 1938’de Balkan devletlerinin davetlisi olarak, uçağıyla Balkan turu yaptı.

Türkiye’ye dönüşünün ardından Türk Hava Kurumu Türkkuşu’na “Başöğretmen ” tayin edildi ve 1955’e kadar bu görevini başarıyla sürdürdü. 1953 ve 1959’da davet üzerine ABD’ye giden Sabiha Gökçen, Türk toplumu ve Türk kadınını tanıttı.

            1996’da havacılık kariyerinin en büyük ödülünü aldı. Amerikan Hava Kurmay Koleji’nin mezuniyet töreni için düzenlenen Kartallar Toplantısı’nın onur konuğu olarak katıldığı Maxwell Hava Üssü’nde ki törende “Dünya Tarihine adını yazdıran 20 Havacıdan biri” seçildi. Gökçen bu ödüle layık görülen ilk ve tek kadın havacı oldu.

Son uçuşunu 1996’da 83 yaşında iken Fransız pilot Daniel Acton eşliğinde Falcon 2000 uçağıyla yaptı.

            Sabiha Gökçen’i Tunceli’de (Dersim değil!) çıkan isyanlara gönderme iznini de bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk vermiştir. Olayı Sabiha Gökçen şöyle anlatmaktadır:

“Yüzünde bir ışık yanıp söndü:

“Peki..” dedi. “Madem ki bu kadar istiyorsun ben sana izin veriyorum.. Ama Sayın Mareşal Çakmak’a da bir kere sormamız lâzım.. Bu bir askerî harekattır. Eğer o da müsaade ederse gidersin.. Yalnız şunu unutma, sen bir kızsın. Alacağın görev oldukça çetin. Aldatılmış bir eşkıya çetesi ile karşı karşıya kalacaksın. Onların da ellerinde bir takım silâhlar var. Uçağın arıza yapacak olursa mecburi inişe geçecek ve sonunda onlara teslim olacaksın. Bunun ne demek olduğunu başına gelmedikçe bilemezsin.. Bu taktirde ne yapacağını düşündün mü?”

Ona şu yanıtı verdim:

“Hakkınız var.. Nihayet altımızdaki bir uçak. Her an arıza yapabilir. Düşebilir, çakılabilir.. Şayet böyle bir şanssızlık olursa, hiç merak etmeyin, ben kendimi onlara canlı olarak teslim etmem..”

Sözlerim Atatürk’ü çok mütehassıs etmişti:

“O halde ben sana kendi kullandığım tabancayı vereyim Gökçen..” dedi. “Çünkü sen onunla daha iyi nişan alabiliyorsun!”

Ve daima yanında taşıdığı, İstanbul’da Florya deniz köşkünde şakağıma dayattığı Simitvatson’u uzatarak şunları söyledi:

“Bu kez içi doludur dikkatli ol.. Umarım kötü bir durumla karşılaşmazsın. Fakat herhangi bir zamanda senin şeref ve haysiyetine dokunacak bir olayla, bir durumla karşılaştığında hiç tereddüt etmeden bu silâhı ya karşındakine karşı, ya da kendi beynine boşaltmaktan asla çekinme!”

Tabancayı aldım; önce Atatürk’ün elini sonra da silâhı öptüm: “Paşam.” dedim; “bu sözlerinizi ömür boyu unutmayacağım ve sözünüzü mutlaka tutacağım!.”

16-) Saime Hanım

     15 Mayıs 1919’da Kadıköy’de düzenlenen milli mücadele mitingine katılmış, daha sonra savaş mübadelelerine dahil olmuş, yaralanmış, sonradan İstiklal Madalyası almıştır.

17-) Satı Çırpan  

     Savaş sırasında cepheye mermi taşımıştır. Meclise ilk giren on sekiz kadın milletvekilinden birisidir.

18-) Süreyya Sülün Hanım

            Van’da doğmuştur. Yaşadığı kasaba korkunç derecede düşman taarruzuna maruz kalmıştır. Süreyya’ Hanım’ın babası şehittir. Düşman neticesinde Erek Kasabası’nda ayaklanan milli mücadelecilerin sayısı beş yüzü bulmuştu. Bu hareketin içinde pek tabi ki Süreyya Hanım ve üç kardeşi de bulunuyordu. Düşmanla çarpışa çarpışa Karaköse’ye geldiler ve burada iki aya yakın savaştılar. Savaş daha sonra Iğdır’da devam etti. Süreyya Hanım’ın üç kardeşi de burada şehit oldular. Süreyya Hanım daha sonra Erzurum’a geçti.

19-) Şerife Bacı   

       1921 yılı Kasım’ında İnebolu’ya savaş malzemesi gelmiştir. Bu malzemenin hemen Kastamonu’ya götürülmesi gerekir. Cephe gerisinde köyde kalan yaşlılar kadınlar ve sakatlar Menzil komutanlığının malzeme taşınması haberi üzerine seferber olarak yola çıkarlar. Bu askeri malzemeleri bin bir emekle taşıyanlar arasında Şerife Bacı’da vardır. Hava çok soğuktur ve kar yağışı hızlanmıştır. Şerife Bacı mermiler ıslanmasın diye sırtındaki hırka ve kazağını mermilerin üzerine serer. Yanındaki bebeğini de korumak amaçlı kendi üzerine bağlar. Fedakarlık aleminin en büyük örneklerinden birini teşkil eden Türk anası Şerife Bacı, donarak yaşamını yitirir.

20-) Tarsuslu Kara Fatma

            Asıl adı Adile’dir. Onbaşı Adile ya da Adile Hala olarak da bilinmektedir. Silah arkadaşları ise ona Kara Fatma derler. 8-12 kişilik bölgesel kuvvetleriyle Afyon Savaşı’na katılmışlardır. Tarsus’un düşman işgalinden kurtulmasında büyük faydalar sağlamıştır.

21-) Tayyar Rahmiye

            Osmaniye’nin Kaziyeler Köyü’nde doğmuştur. 1920 yılında 9.Tümenle birlikte Fransızlarla Hasanbeyli yakınlarında çarpışmıştır. Asıl görevi keşif ve cephe gerisinde kundakçılık yapmaktır. Osmaniye’deki demiryolu tünelini de kendisi patlatmıştır. 1920 yılının Temmuz ayında Osmaniye’deki Fransız bölüklerinin üzerine hücum edildiğinde Türk askerinin duraksadığını görmüş ve onlara şöyle demiş: ‘‘ Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olarak yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz?’’.  Milli mücadele ruhlu Tayyar Rahmiye’nin lakabı ise aynı savaşta iki arkadaşını korumak için düşman üzerine süratle atıldığında şehit olmuştur. Bu hızından dolayı uçucu-uçan manasıyla Tayyar Rahmiye denilmiştir.

22-) Yirik Fatma

      1 Nisan 1920 ile 8 Şubat 1921 yılları arasında Gaziantep’te Fransızlara karşı verilen mücadelede çeteye katılmak istemiş, red cevabı alınca onlara şöyle demiştir :

‘‘Benim kanım sizinkinden daha mı şirindir?’’. Bu sözü üzerine bir daha ret cevabı alamamıştır. Daha sonra çeteye dahil olmuş ve düşman üzerine yola çıkmışlardır.

23-) Çanakkale Savaşı’ndaki Keskin Nişancı Türk Kadınları

Cephede ve milis kuvvetler arasında eli silah tutan Türk kadını görev seçmeyip üstüne düşen her vazifeyi onurlu bir şekilde yerine getirmiştir

Avustralya’dan Piyade Er J.C. Davies’in annesine yazdığı mektupta şunlar geçer:

‘‘“Benim de vurulduğum 18 Mayıs 1915 günü keskin nişancı bir Türk kızı, pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyunca ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Ancak gün batmadan bir Avustralyalı tarafından vurulmasına gene de üzüldüm. Güzel, yapılı ve tahminen 19-21 yaşlarında bir genç         kızdı.

Ölü ele geçirdiğimizde, yanında başka bir Türk’ün ölüsünü de bulduk. Genç kızın bedeninde tam 52 kurşun       yarası  vardı.”

3-) Yaşanmış Bir Olay Olan Türk Anası Başlığında Yazımız, Sonuç ve Kaynakça.

TÜRK ANASI

Fırtına bütün şiddetiyle sürmüş, yağmur her tarafı sırılsıklam hale getirmişti. Bilecik İstasyonu’nda bir askeri tren harekete hazırdı. Lokomotif istim saçıyor, bir telaş, bir koşturmaca. Nihayet ikinci kampana çalınmış olmalı ki vagonlara artık inen binen kalmamıştı. Askeri trenlerde ikinci ve üçüncü kampanalar arası uzun sürer.

Yüzbaşı Abdulkadir, kapısı açık, kırkbeşlik bir vagonun hizasında bir karaltı fark etti. Önce nöbetçidir diye düşündü. Karaltıya doğru yürüdü. Elinde bir değnek, sırtında bağlı bir torba, beli bükük bir kadındı gördüğü. Bir Türk anası oracıkta kakılmış kalmıştı. Işık huzmeleri vurunca çizgili çehresi göründü. Başındaki örtüsü ıslanmış, çenesine, şakaklarına, akçıl saçlarına yapışmıştı. Gözleriyle vagondaki askerler arasında evladını arıyordu.

Yüzbaşı  Abdulkadir kendisine yaklaştı:

  • Valide burada ne duruyorsun?
  • Şimendiferde asker oğlum var, onu geçirmeğe geldim.
  • Oğlun kimdir, nerelidir?
  • Söğüt’ün Akgünlü köyünden, Osmancığın ana yatağından Mahmut oğlu Hüseyin.
  • Çağırayım mı, görmek istiyor musun?
  • Ona bir sözüm var, söyleyecektim. Zahmet olmasa, sana dua ederim.

Abdulkadir vagona koştu. Bir künye okudu. Mahmut oğlu Hüseyin Söğüt.

Bir ses:

  • Efendim. Benim Mahmut oğlu Hüseyin Söğüt. Akgünlü’den.
  • Gel oğlum seni anan görmek istiyor.

Delikanlı vagondan atladı levendane bir vücut, filiz gibi bir boy, Hüseyin Polat. Heykel gibi hazır ol vaziyetinde, sağ el selam ve saygı konumunda Abdulkadir’in karşısında emre amadeydi.

Beraberce yürüdüler. Muhterem validenin karşısında durdular Hüseyin anasının elini öptü. Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı.

Dedi ki :

Hüseyin…dayın Şıpka’da baban Dömeke’de ağalarında  sekiz ay evvel Çanakkale’de yatıyorlar. Bak son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körelecekse sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şıbka’ya uğrarsa dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma! Haydi oğul Allah yolunu açık etsin.

     Hüseyin bu sözleri, yüreğine gömdüğünü, mutlaka yerine getireceğini hissedercesine dinlemişti. Anasını ve Abdulkadir’i selamladı, gitti.

Abdulkadir bu büyük ruhlu kadınla yalnız kalmıştı sordu:

  • Valide demek ki sizin soyun erkekleri hep şehit oldular öyle mi ?
  • Yalnız bizim soy değil oğul, elli yıldır köylü mezarlığa delikanlı gömmedi. Din dursun da, biz hep ölelim.
  • Şimdi köyünüzde hiç erkek yok mu ?
  • Köyümüz hep erkek dolu. Bizi beğenemediniz mi? Hiçbir işimiz geri kalmadı. Evvelden nasılsak yine öyleyiz, bağrımıza kara taş bağladık. Düşman mahvoluncaya kadar dayanacağız. Yaradanım bana o günü göstermeden canımı almasın.

Abdulkadir bu validenin karşısında donmuş, kalmıştı. Dayanamadı gözlerinden iki damla yaş salıverdi ve bir iman ve kanaatle şu sözleri söyleyerek ayrıldı:

  • Milleti doğuran da ana yaşatan da.

Türk anası halen oradaydı trenin hareketini bekliyordu.

(Harp Mecmuası , S.17, s.267- 269)

Sonuç

Milli mücadele dönemi Türk milletinin var oluş mücadelesi verdiği dönemdir. Bu zorlu günlerde vatan severler tek vücut olmuş, kanlarının gereği vatanlarını, milli kimliklerini ve inandıkları tek dinlerini korumuşlardır. Türk cömerttir. Cömertlik yalnızca mal ve para dağıtmak değil, kendini ulusuna; canıyla malıyla kanıyla adamaktır. Türk milleti ortak bilinçle yeni devletlerini kurmuşlardır. Ziya Gökalp: ‘‘ Ulusallık duygusu uyanır uyanmaz sahiplerinde yardımlaşma, özveri, çalışıp çabalama duygularını arttırarak ahlak, dil, edebiyat, ekonomi ve siyaset alanlarında yükselmelerini sağlar.’’ demiştir. İşte milli mücadele ile yeniden ateşlenen bu ruh ulusallık bilinci ve imana dayanmaktadır. Türk milleti ölmeyi bilen bir millettir ve ölmeyi bilen millet yenilemez. Türk’ün ezeli meziyetlerini, tarihi ve daimi faziletlerini ve de yüksek kabiliyetlerini hiçbir zaman unutmayalım.

Ey kanında kahramanlık ateşi yanan ve her an  parlayacak olan asil Türk kadını ! En önemli görevin Türk anası olmaktır. Bunun ulvi maneviyatı öyle bir geniştir ki, yazmakla bitmez, anlatmakla tükenmez. Türk milleti, davası ve yurdu için  kanını esirgemeyen Türk evlatları yetiştirmen, yarının şehitlerini hazırlaman senin biricik görevindir. Senin ne cephede ne de cephe gerisinde savaşan Türk erlerinden hiçbir farkın yok, üstünlüğün dahi vardır.

Başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, kurtuluş mücadelesi verdiğimiz bu dönemde şehit düşen askerlerimizin, sivil halkın, isimsiz kahramanların ve Kahraman Türk Kadınlarının aziz hatırasını saygı, sevgi ve minnet ile anıyorum.    

Fatihalar, dualar onlar ile olsun.

Kaynakça

1-) Atatürk’ün Söylev Demeçleri, C. 2, Ankara. 1981, s. 147-148.

2-) BAYDAR, M. Kurtuluş Savaşı’nda Türk Kadını, 1992, İstanbul.

3-) BODUR, O. Meclis’in Unuttuğu Kahraman Nezahet.

4-) ÇAKA, a.g.e., s. 67-102.

5-) ÇAKA, Tarih Boyunca Harp ve Kadın, 1948, Ankara. s. 41-42.

6-) Hakimiyet-i Milliye, 6 ( 2 Şubat 1936 )

7-) İNAN, A. Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, Büyük Zaferin 50. Yıldönümüne Armağan,1972, s. 196-199.

8-)İradeyi Milliye, 15.

9-)KURNAZ, Ş. Cumhuriyet Öncesinde Türk Kadını, 1992, İstanbul.

10-)PEKER, a.g.e., s. 102.

11-)TARIKAHYA, E. ; GÜNAYDIN, N. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, 2010, Sivas.

Buğrahan KARAMAN

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA
İLGİLİ HABERLER