Haber346

Hazine Avcıları

Amatör meslektaşlarımız. Hayal güçlerini kıskanırım, yaratıcı zihinleri hep ilgimi çeker. Meslek yaşantım sırasında, kendisini bana Arkeolog diye tanıtanlardan toprağı elimle şöyle bir tartayım, altında ne olduğunu söylerim diyenlere kadar, birçok örneği ile karşılaşmışımdır. Hala da zaman zaman, sana bir yer göstereceğim, orayı kaz hazine orada diyenler vardır. Ne söylersen söyle, onlar tüm analizi yapmış gelirler. […]

Hazine Avcıları
10 Nisan 2019 - 9:07 'de eklendi.
Reklam

Amatör meslektaşlarımız.
Hayal güçlerini kıskanırım, yaratıcı zihinleri hep ilgimi çeker.
Meslek yaşantım sırasında, kendisini bana Arkeolog diye tanıtanlardan
toprağı elimle şöyle bir tartayım, altında ne olduğunu söylerim diyenlere kadar,
birçok örneği ile karşılaşmışımdır.
Hala da zaman zaman, sana bir yer göstereceğim, orayı kaz hazine orada diyenler vardır.
Ne söylersen söyle, onlar tüm analizi yapmış gelirler.
Kullandıkları ölçü birimi hep aynıdır:
700 ton altın, 800 ton altın!
Ülke ekonomisi düzelir, Türkiye’nin dış borçlarını öder!
[Kanunlara uygun izin alarak, resmi kurumlar ve uzmanların denetiminde
çalışan vatandaşlarımızı tenzih ediyorum.]
Yıllar önce, hızlı bir defineci ile tanıştırmışlardı.
Bu uğurda kaybettiklerini anlattı uzun uzun.
Eğer bir şey bulsaydım inan, nişan olarak şu yakama takacaktım
sözü hala kulaklarımdadır.
Birçok kişinin bu uğurda mal ve mülkünü yitirdiğinden şüphem yok.
Konuya ilgimin bir diğer nedeni,
kandırılmaya nasıl bu kadar meyilli olabildiğimizdir.
Kaçak kazı yapmak işin sadece bir boyutudur.
İnsanlar biraz da hırsları kullanılarak, olmaz işler içerisine çekilirler.
Basına yansıyan olayları görüyorsunuzdur.
Ceylan derisi dedikleri bir deri parçasının üzerine çizilmiş,
tanıdık bir çevreye ait harita ile çıkar gelirler.
Ortalıkta dolaşan harita,
Orta Çağ’da, İtalyan denizcilerinin kullandıkları harita sayısından da fazladır eminim.
Belki motor belki kamyon satılır harita alınır.
Olay burada bitmez, acımasızlık devam eder.
Tesadüf ya, haritada işaretlenen yerden ilginç bir tarihi eser çıkar!
Ne o toprakla ne oradan gelmiş geçmiş kültürlerle ilgisi de yoktur.
Hemen Avrupalı bir uzmandan buluntuyla ilgili rapor alınır.
MR çekimi okur gibi eseri hızla analiz eden uzman, raporu yollar.
Zaten eğer Avrupalı ise ona uzman deriz, bizimkiler bir naneden çakmazlar!
Uzmanımız, patates tarlasında çıkan eserin eşi benzeri yoktur der ve değer biçer
Eski hesapla 20 trilyon! O da en az!
Ölçü birimlerine dikkat, tonnnnnnn! Trilyonnnnnn!
Buradaki tek tesadüf,
tarafların hiç birisinin dayak yememiş ve sayı saymamış olmalarıdır.
Olayımıza devam edelim: haritayı sattı, eseri buldu! Uzman hazır, rapor geldi!
Muhtemelen uzmana rapor için para verildi. Zenginlik şokuna giren vatandaş bu parayı da
kuşkusuz zevkle ödedi. Helâldi ve hoş olsundu.
Uzmanın anasına atasına, onu okutan hocasına duayı eksik etmedi.
Çilesi bitti mi? Pek sayılmaz. Sahteci operasyonuna devam eder.
Tarla sahibinin eti tamam, sütü tamam, sıra derisi ve kemiğindedir.
Eserin satılması gerekir. Uygun bir alıcı bulunur,
Görüşmeye gitmek için yine eserin sahibinden para alınır!
Tabi bunlar yapılırken, aynı zamanda harita üzerinde işaretli olan diğer yerlere de bakılır!

Her seferinde bir eser bulunması hiç şaşırtıcı değildir.
Milimetrik ayarlanmış harita doğru söylemektedir!
Tesadüf bir arkadaş ziyareti sırasında,
20 trilyonluk madalyonu gösterdiklerinde, hikâyeyi bilmediğim için
5 liraya alabilirsiniz sözüm, pek beğenilmemişti.
Benimki de laftı yani!
Zaten bizde bunun değerini anlayacak uzman mı vardı ki?
Hayatımda ilk ve sondur, misafir olduğum evin sahibi ile tartışmam.
[Yanlış anlamayı önlemek için: Arkeoloji ve Sanat Tarihi eğitiminde esere
değer biçmek diye bir şey öğretilmez. Tek ölçü birimi vardır, o da
her eser değerlidir ve milli servet olarak müzelerde yer almalıdır.
Ticareti yapılabilir eserler kanunla düzenlenmiştir ve Antika eşya satıcıları
tarafından alım-satımları yapılır.]
Arkeolojinin sevilmesi ve merak edilmesinde,
medyatik meslektaşımız Kırbaçlı Adam’ın çok faydası oldu.
1984 yılında çekilen Indiana Jones, Kamçılı Adam filmi ile
ilginç bir Arkeolog imajı yaratıldı.
Sihirli perdenin Arkeoloğu; elinde kamçısı, belinde silahı ile oradan oraya atlayan zıplayan,
nereye gitse gizem çözen, en kutsal en değerli eseri bulup çıkaran bir adamdı.
Hem de hiç kazı yapmadan!
Hakkını yememek lazım, gerçek Arkeologlarla benzerlikleri de yok değildi.
Gerçeğinin de iş yapabilmek için kazı alanında dokuz takla atıyor olması şarttır.
Ve gizem bizimkilerin de peşini hiç bırakmaz, iş bulamazlar!
Bu izlemesi güzel ancak yöntemi gerçekle alakasız filmler,
amatör meslektaşlarımızın da ilgisini çekti doğal olarak.
Hepsi de tonlarca hazine yeri gösteren, bir gizem ve işaretler repertuarı uyduruldu.
Tavuk, Civcivli Tavuk, Su, Yılan, Kare, Dikdörtgen, hava bulutlu sen bunu unutlu vb.
Çoğu dağ başında, kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde olan sahte işaretler
ve hazine peşindeki saf insanımız.
İkinci kazancımız da Sadettin Teksoy oldu.
Piramitlerin içini büyük çoğunluk [Belgesel tutkunları hariç] onun programında gördü.
Meşhur söylemi ile Sakata Gelmeyelim diye diye
bir mağarada kaybolduğunda, halkımız yine bir tarih öncesi mağarası nasıl bir yer
anlamış oldu. Hele nihayet yolu bulup dışarı çıktıklarında kendilerini bekleyen delikanlıya
nasıl sarıldığını izleyenler, [ki, bana göre en eğitici ve bilgilendirici noktaydı bu]
mağaraya girmenin ne kadar tehlikeli olduğunu da böylece fark ettiler.
Gizem konusundaki araştırmacı yönü iyice geliştiğinde ve
olaya iyice ısındığında, en baba konuyla ilgilendi.
Ayasofya içinde bulunan bir taşı göstererek, işte kutsal kadeh bunun altında dedi.

Doğal olarak, gizemle karışık hazine avcılığı ya da define kazıcılığı, bu örneklerle başlamadı.
Haçlı Seferleri sırasında, kutsal olduğuna inanılan ya da sanal kutsallık atfedilen
birçok kalıntı Avrupa’ya kaçırılarak satıldı. Kutsal eşya ticareti kârlı bir işti.
Ortalık kutsal kemikler, haç parçaları ve ikonalarla dolup taşmıştı.
[Şu çağda bile, kutsal kefen satmaya kalkanlar da malumunuzdur!
Her devirde insan aklı ile dalga geçilir]
Amerika’yı bilmiyorum ama Avrupa’yı şöyle bir turlasanız,
kilise hazinelerinin bunlarla dolu olduğunu görebilirsiniz.

İşte hazine bulma tutkusu, o günlerden günümüze kalan bir mirastır.
Bu amaçla tahrip edilen sit alanı sayısı az değildir,
İşin daha ilginç olan yanı,
birçok arkeolojik alanın, Bizans döneminde kazılarak tahrip edildiği izlerden anlaşılmaktadır.
Bugün ağızlarda dolaşan büyük hazine hikâyeleri, sadece pazar yaratma çabasıdır.
Ve kandırılacaklar için yeni teknikler de denenmektedir.
Dedektörler, daha hassas dedektörler, en daha hassas dedektörler
ve rengarenk sahte jeolojik radar tarama sonuçları bile.
İnsanımızın daha uyanık olup bu tuzaklara düşmemesini diliyorum.
Yazıya, Hayal güçlerini kıskanırım, yaratıcı zihinleri hep ilgimi çeker
diyerek başlamıştım.
Bize hayal kuran, çalışkan insanlar lazım.
Ama aynı zamanda enerjisini doğruya ve doğru işlere harcayanlar.
Tahrip edilen her kültürel alan, milli servet olarak hepimizin kaybıdır.
Hatta kazandığını düşünen yasadışı definecinin de.
Son olarak:
Bizim meslek Anadolu’da, Mezarcı olarak bilinir.
Mezar, çalışma dünyamızın parçalarından sadece birisidir.
Ancak malum, telaffuzu, halkımız için arkeolog kelimesinden daha kolaydır.
Sevilesi bir meslektir Arkeoloji, keşke bu kadar lojik olmasaydı.
Her bireyde ayrı bir karşılık ve tat bulması da güzel yanlarından birisidir.
Mesleki tanımlamaya ilişkin olarak,
bugüne kadar duyduğum en güzel hikâye şudur.
Bizim büyük abilerden birisi mezun olduğunda köyüne gider.
Kutlamaya gelen yaşlı amcalardan birisi sorar:
“vah yavrum, sizin sülalede hiç alkolik yoktu ama sen nasıl oldun böyle?”

Etiketler :
Reklam
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Reklam
SON DAKİKA
Reklam
İLGİLİ HABERLER