Haber346

8 Mart Kadın Hareketi Ve Feminizm

8 Mart Kadın Hareketi Ve Feminizm Haber346’da sütun yazarlığı fırsatını veren, arkadaşım Yunus BUDAKTAŞ’A ve Haber346 ekibine teşekkürlerimi sunarım. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü neticesinde İstanbul Taksim’de gerçekleşen yürüyüş, açılan pankartlar, söylenen söylemler, ahlaki ve dini yıkıcılık, ayrıca kadınlarımızın durumu çok canımızı sıktığı için, bu ilk yazımızda; bu güne, anlamına ve feminist harekete değinmeyi uygun […]

8 Mart Kadın Hareketi Ve Feminizm
10 Nisan 2019 - 12:17 'de eklendi.
Reklam

8 Mart Kadın Hareketi Ve Feminizm

Haber346’da sütun yazarlığı fırsatını veren, arkadaşım Yunus BUDAKTAŞ’A ve Haber346 ekibine teşekkürlerimi sunarım.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü neticesinde İstanbul Taksim’de gerçekleşen yürüyüş, açılan pankartlar, söylenen söylemler, ahlaki ve dini yıkıcılık, ayrıca kadınlarımızın durumu çok canımızı sıktığı için, bu ilk yazımızda; bu güne, anlamına ve feminist harekete değinmeyi uygun gördük.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

         “Dünya Kadınlar Günü” ya da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”  her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımayan Birleşmiş Milletler tarafından tanınmış bir gündür.

            8 Mart 1857 senesinde, ABD’nin New York kentinde, 40.000 dokuma işçisi daha düzgün çalışma koşulları istemiyle, tekstil fabrikasında greve başlar. Fabrikaya gelen polislerin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesiyle birlikte arkasından çıkan yangında, çalışanların fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamamaları neticesinde 129 kadın hayatını kaybetmiştir.

            26-27 Ağustos 1910 tarihinde, Danimarka’nın Kopenhag kentinde, 2. Enternasyonele bağlı kadınlar toplantısında ki bunlar Uluslar arası Sosyalist Kadınlar Konferansı’dır, Alman Sosyal Demokrat Partisi liderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihinde gerçekleştirilen olaydaki ölen işçilerin anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılmasının önerisini sundu ve oy birliği ile kabul edildi. İlk zamanlarda olayın tarihi net olarak saptanamamıştı lakin ilk baharda kutlanıyordu.

            Tarihin net bir şekilde 8 Mart olarak saptanması 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslar arası Kadın Konferansında yani (buraya dikkat) “3. Enternasyonel Komünist Partililer” toplantısı gerçekleşti ve adı da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi.

Daha sonra bu gün 1960’da Amerika’da anılmaya başlandı ve daha güçlü olarak gündemde tutuldu. İşte Amerikan politikası budur. Öldürdüğü işçiyi başkası yapmış gibi metanetle  ve gururla anıp, kadın haklarını gevelemişlerdir.

Ülkemizde ise 3 Mart, 1984’ten sonra çeşitli kadın örgütleri tarafından anılmaktadır. Kardeşim! Amerika’nın kendi eliyle kendi vatandaşını öldürdüğü 128 kadını anmaya sıra gelene kadar, benim milletimin öldürülen kadınlarını anmaktan fırsat gelmez.

Çarlık Rusya’dan sonra palazlanan Kızıl Devlet dünyada kendini merkez gösterip canı yanan insanların dili olmaya çalışırken, Ahıska Sürgünü, Boraltan Köprüsü Faciası, Rus destekli Hocalı Katliamı, Türk topraklarından arazi aşırması, Türk dilini değiştirmesini asla ağızlarına almamışlardır. Ne hikmetse bütün dünyanın Komünist olacağına inanıp “Acınız Acımızdır” deyip önderlik eden Ruslar, biz Türklerin acısına acı katmıştır.

Gazi Atatürk, Türk kadının Milli Mücadele dönemindeki söz ve yazılarında asıl emekçi  ve vazifeşinas kadının kimler olduğunu gayet iyi ortaya koymuştur. Kara Fatmalar, Nene Hatunlar, Saimeler, Kılavuz Haticeler, Tayyar Rahimeler, Binbaşı Ayşeler dururken, öldürülen nice Türk aileleri, Ermenilerin yaptığı katliamlarda karınları deşilip yavrusu alınan günahsızlar varken, tecavüz edilip öldürülen gencecik kızlarımızın kanları yerde dururken, Çin hükümetinin Doğu Türkistan’da Uygur Türk’ü ailelere sözde aile politikası adı altında, her Türk evine Çinli bir it gönderirken, Türk’ün namusu iki paralık olurken kimse kusura bakmasın ki 8 Mart’ı tanımıyorum!

Yabancı menşeili hiçbir günü, hiçbir fikri anmaya, savunmaya Türk milletinin tahammülü olmaması gerekir. Yangın bizim evimizde varken, arka mahalleye su taşımaya gerek yoktur…

Nedir Bu Feminizm?

         Birde kendilerini feminist diye adlandıranlar vardır ki onlar Feminizm’in sözlük anlamını her biri farklı yorumlarlar, bu yoruma göre de hayatlarında bu tarzı farklı farkı yaşarlar. Her biri farklı düşünürken yine de enteresandır ki aynı eylemlerde buluşurlar.

            18. yüzyılda, Fransa’da filozoflar ve kadın yazarlarca  açıklanan ve savunulan, daha sonraki yıllarda kendilerine yandaş bulan, kadının siyasi ve toplumda haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğine inanan, bunun için çalışan akım.

            Yahu arkadaş siz Jeanne D’arc (Jan Dark)’ı size önderlik ettiği halde öldürüp, daha sonra Azize ilan etmediniz mi? Madem kadına önem veriyordunuz, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demezler mi adama?

            İslamiyet öncesi Türk toplumunda kadının yerini biliyor musunuz? Bu konuda kitap yazılır kitap! Türk kadını o zamanlarda; Katun olur, savaşa gider,  elçi kabul eder, misafir ağırlar, devlet hükmüne karar verir, yurt kurar, çadır toplar, Kaan, han, tegin, şad, çeri yetiştirir, erlerin arkasından fethe gider, İskitli  Tomris (Demir) olur Perslere amansız ders verir.

            Cumhuriyet döneminde dünyadaki çoğu milletin kadınından önce Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını Atatürk tanıdı. Kadın pilot yetiştirdi. Sabiha Gökçen, Bedriye Tahir Göçmen ve niceleri.

            Tarih 8 Mart 2019’u gösterdiğinde Taksim’deki olayları, 8 Mart’ın ne olduğunu, ne olmaması gerektiğini sözde halkımız, özde yarınki içimizde yer alan düşman güruh açtıkları pankartlarla, söylemler ve eylemleri ile gösterdiler.

            İşte o pankartlardan bazıları:

“Tam iffetli olcam (olacağım değil öyle yazmış zat-ı şahaneleri!) bi gülme geliyor”

-Olma arkadaş iffetinin bekçisi değiliz, umurumuzda da değil.

“O erkekliğini bi indir”

-Feminizm’i erkek düşmanlığı sanan bir aklı ziyan.

“Devrimci kadınlar burada”

-Kadın hareketi diye kızıl dostlarınızdan beri aynı davayı güdüyorsunuz.. Ülkemizde ise devrimcilik adı altında Kürtçülük yapıyorsunuz.

“Kuluçka makinesi değiliz”

-Analık yüce bir kavram ve olgudur. Kutsaliyeti vardır. Umarım anne olmassın da. Zira çocuğun iyi anılmayacak.

“Sevmişim sevişmişim kime ne?”

-Aynen öyle. İstersen kendini, İlkçağ dini ayinlerindeki bakireler gibi kurban et. Uykumuza dokunmaz. Ama evinde, evinde!

“Namus mu, kirletmeden duramam”

-Kimsenin namus bekçisi değiliz. Evinde kimle ne yaptığında bizi ilgilendirmez. Ama bunu güzel bir şey gibi yayıp, Türk aile ve ahlak yapısını bozdurmayacağız. Ahlak bir toplumun temelidir. O olmadan toplum olmaz. Olsa olsa sizin gibi amipler olur.

“Yaktığınız o cadıların küllerinden doğduk”

-Yaşadığı coğrafyayı  Karanlık  Ortaçağ Avrupası sanan bir angut daha. Avrupa o zamanda insan avlarken, İslamiyet ve bilim aydınlık çağını yaşıyordu. O pankartı git yakanların topraklarında aç.

            Daha böyle bir çok pankart fotoğrafları bulunmaktadır lakin benim midem bunları kaldırmadı. Okuyucunun midesi de rahatsız olması diye burada paylaşmıyorum.

            Yazımızı bitirirken mevzuyu uzattığımın farkındayım. Ama konunun üstünde durulması gerekir. Yarın için Türk kadını böyle zehirli fikirlerden zehirlenmesin diye, bu fikir ve akımının ne olduğunu, nerden geldiğini ve ne amaca hizmet ettiğini bilmesi lazımdır.

            Hastalık varsa tedavisi de vardır. Olunmalıdır.

            Bütün bunların yanında kadın cinayetleri, eş şiddeti, kadının metalaşması, ahlak kanalizasyonu mekanlar engellenmelidir.

            Tecavüzcü derhal idam edilmelidir.

            Türk toplumunu yozlaştıracak, manevi gücünü reddedecek her fikir her akım her söylem engellenmelidir.

Buğrahan KARAMAN

Etiketler :
Reklam
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

 BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

( 1 Yorum )

  • Hakan Gülden ;

    Tebrikler yazı gayet açıklayıcı. Yazarımıza yayın hayatında başarılar diliyorum

    Nisan 10, 2019 10:51 pm